Tuesday, February 20, 2007

Yaji ve Kita: Geceyarısı Hacıları

İf! İstanbul Bağımsız Film Festivali'nde gittiğimiz ikinci film Yaji ve ve Kita: Geceyarısı Hacıları idi. Filmi Japon filmi olduğu için seçmiştim ve sürpriz olması için maalesef konusunu okumamıştım. Bir daha böyle birşey yapmayacağım. Filmin başında Yaji ve Kita birbirlerini sevdiklerini söyleyip öpüşünce bir "gay" filmine gittiğimizi anladık. İzlediğimiz 20 dakika içerisinde her an münasebetsiz bir sahne çıkacak diye diken üstünde oturdum. Absürd komedi tarzındaki filmde komik sahneler vardı ama yıkanma sahnesinden sonra daha fazla durmak istemedim ve hayatımda ilk kez bir filmi terk ettim. Zaten "Fear and Loathing in Las Vegas" ı da TV'de yayınlandığında izleyememiştim. Yol filmlerini severim ama uyuşturucu kazanına düşmüş "junkie"lerin yolculuklarını anlatan kafası bulanık filmler hiç hoşuma gitmez.

Avida

Film festivallerini mümkün olduğunca kaçırmamaya çalışıyorum. Merak ettiğim bazı filmleri yalnızca festivaller sayesinde izleme şansı oluyor. İf! İstanbul Bağımsız Film Festivali'ni duyunca hemen film listesine baktım. Tanıdığım bildiğim filmlere rastlayamadım ama yine de izlemek üzere iki film seçtim. Bunlardan biri Avida idi.

Avida'yı nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Komedi unsurları ve toplumsal eleştiri öğeleri içeren sürreal bir film Avida. Yarım akıllı bir köpek bakıcısının, patronu yüksek teknoloji ürünü evinin kurbanı olunca evden çıkıp bir hayvanat bahçesinde iş bulması ile başlıyor. Burada zenginlerin köpeklerini kaçırıp fidye isteyen iki "junkie" ile karşılaşan adamımız (ismini bilmiyorum çünkü ismi yok), köpecik aslan kafesine düşünce, zengin sahibesi Avida'nın son isteğini yerine getirmek üzere yola çıkıyor. Aslında bu kısa birkaç cümlede anlattığım şeyler olurken absürd ve komik bir sürü olay ve konuşma izliyoruz. Çok da güzel görüntüler var. Aşırı derecede şişman Avida'yı oynayan aktris çok başarılı. Filmin bazı yerlerinde hicvin dozu kaçmıyor değil: Avida'nın yere düşen cipsini alıp geri veren zayıf ve güzel Afrikalı kadının görünmesi gibi. Ama bunlar çok rahatsız etmiyor. Film çok fazla gönderme yapıyor. Tamamını anlamak için birkaç kez izlemek gerekebilir.

Filmde değişik diller konuşuluyor. İspanyolca, Fransızca ve İngilizce benim ayırdedebildiklerim. Zaten fazla da konuşma yok. Bazı mide bulandırıcı görüntüler de var: Köpek doldurma sahnesi gibi. Herkese göre bir film değil. Anlaması zor bir film; "Sanat filmi" kategorisine giren filmlerden. Hatta filmi izleyen bazı kişilerin salonu terk ettiklerini duydum. Biz Mehmet'le bazı noktaları anlamasak da beğenerek izledik ama zor bir film olduğunu bilerek gitmek lazım.

Blood Diamond - Kanlı Elmas

1990'ların sonunda Sierra Leone'de geçen Kanlı Elmas, elmas tüccarlarının iç savaşlarla çalkalanan Afrika ülkelerinden kanun dışı yollarla nasıl elmas temin ettiğini anlatıyor. (Bu ifade de çok kitabi oldu). Film, balıkçılık yapan Solomon Vandy'nin oğluyla evine giderken köyünün isyancılar tarafından basılması, karısı ile çocuklarının kaçırılması ve kendisinin de elmas tarlalarında çalıştırılmak üzere esir alınmasıyla başlıyor. Solomon, işçilerin ufak elmas parçalarını gizlice kendilerine ayırdıklarında oracıkta öldürüldüğü bu çalışma kampında yaklaşık 100 kıratlık pembe bir elmas buluyor ve tam elması gömerken isyancılardan biri tarafından yakalanıyor. Bereket ki tam da o sırada hükümet askerleri kampı basıyor da Solomon öldürülmekten kurtuluyor. Ama elması gören isyancı daha sonra götürüldüğü hapishanede Solomon'dan elması almaya ant içiyor.

Bu arada National Geographic muhabiri kılığında elmas kaçakçılığı yapan Danny Archer(Leonardo di Caprio) da Solomon'un dev elmasından haberdar oluyor ve oun hapisten çıkmasına yardımcı oluyor. Çıkışta Solomon'a işbirliği teklif eden Danny başta reddediliyor ama ailesini ve özellikle oğlu Dia'yı bulmaya çalışan Solomon'un başka çaresi olmadığı için sonunda beraber yola koyuluyorlar. Bu arada "savaş elmasları" konusunda araştırma yapan Amerikalı güzel gazeteci Maddy Bowen(Jennifer Connelly) da Danny ile tanışıyor.

Leonardo di Caprio'yu Zimbabwe doğumlu, beyaz Afrikalı, eski paralı asker Danny Archer rolünde başarılı buldum. Afrika aksanlarını bilmesem de aksanlı İngilizcesi de hoşuma gitti. Hele ki elmas satmaya gittiği kamptaki Afrikalı'yla konuşması çok hoştu. Ayrıca bebek yüzlü aktörün izlediğim her filmi, her karakterin üstesinden gelebileceğini düşündürtüyor bana.

Djimon Hounsou da Afrikalı saf Solomon olarak inandırıcıydı ama Jennifer Connelly'nin karakteri zayıf kalmış. Güzel ve idealist gazeteci rolü fazla kısır.

Film her ne kadar elmas ticareti konusunda gözümüzü açmayı başarıyorsa da sonuçta bir macera filmi. Filmin dramatik yanı çok güçlü değil. Danny'nin ailesinin başına gelenlerin anlatıldığı sahneler ve Solomon'un ailesiyle bir araya geldiği anlar bile beni çok etkilemedi. Gerçi belki de bunu bir kusur olarak söylememek lazım: İnsanları salya sümük ağlatmaya çalışmamaları yine de iyi olmuş. Filmin iİkinci yarısında Danny ile Solomon'un elması bulmak için yola çıktıkları bölümler de biraz kısaltılabilirmiş. Bu bölümler filmin temposunu biraz düşürüyor.

Filmi izlediktan sonra zaten değerli taşlara karşı çok az olan merakımın daha da azaldığını söylemem lazım. Uğruna bu kadar kan dökülen birşeyi gönül rahatılığı ile satın almak mümkün değil (Gerçi Mehmet Türkiye'ye gelen elmasların çoğunun Rusya'dan geldiğini söyledi).Tüm bunlara rağmen Kanlı Elmas daha önce de belirttiğim gibi öncelikle bir macera filmi. Heyecanla izleniyor.