Straw Dogs-Köpekler
Straw Dogs bir süredir Digiturk'te yayınlanıyor. Ben de iki kez seyrettim. Sam Peckinpah benim pek tanımadığım bir yönetmen ama diğer filmleri de böyle ise gerçekten izlenmeye değer.
Film, Amerikalı bir matematikçinin İngiliz eşi Amy ile birlikte İngiltere'de bir köye yerleşmeleri ile başlıyor. Dustin Hoffman'ın oynadığı David hem şiddetten kaçmak, hem de aldığı bursu kullanarak sakin kafayla bilimsel çalışmalar yapmak için eşinin eskiden yaşadığı köyü seçmiştir. Evini tamir ettirmek için bulduğu işçiler de Amy'nin eskiden tanıdığı adamlardır. Hatta biri ile ilişkisi de olmuştur. David bir yandan köy halkı ile tanışmaya, bir yandan da bilimsel çalışmalarını devam ettirmeye gayret ederken hafifmeşrep karısı da sürekli işçilerden şikayet etmekte, David'in cesaretsiz olduğunu, işçilere müdahale etmediğini söylemektedir. Kedilerini dolapta asılı bulduktan ve işçilerle avlanmaya giden David evden uzakta iken Amy'nin eski sevgilisi ve bir arkadaşo evine "ziyaret" te bulunduktan sonra gerilim artar. Köyün iri yarı delisi Niles, köyün hafif kızını istemeden boğunca (Fareler ve İnsanlar'daki gibi), kızın babasının liderliğindeki öfkeli kalabalık, David'in evine sığınan Niles'i linç etmeye çalışır. Ama evinin kendi kalesi olduğuna inanan şiddet karşıtı David, Niles'ı korumak için saldırganların üzerine kızgın yağ dökmekten, ayı kapanını insanlar üzerinde kullanmaya kadar pek çok yöntemi deneyecektir.
En yumuşak huylu insanın bile bir katile dönüşebileceğini anlatan film gerçekten çok çarpıcı ama aslında filmde emin olamadığım bazı noktalar var. Örneğin David avdayken karısının tecavüze (o da tam açık değil çünkü adamlardan biri ile kadın belli ki isteyerek birlikte oluyor) uğradığını biliyor mu bilmiyor mu? Bilmemesi lazım çünkü kadının söylediğine şahit olmuyoruz. Ama kadın yine de tuhaf davranıyor. Acaba David kadının halinden tavrından bunu tahmin ediyor mu? Sanırım bazıları David'in başvurduğu şiddeti, karısının tecavüze uğraması ile ilişkilendirmiş ama bence bunu açıklayacak ipuçları yok filmde. Benim filmden anladığım David'in kendi evinin sınırlarını korumak istediğiydi. Tabii bunun arkasında erkek hayvanların bölgelerini koruma içgüdüleri de aranabilir.
Tekrar tekrar izlenebilecek ilginç bir film.
Eternal Sunshine of the Spotless Mind: Sil Baştan
Jim Carrey'in 2004 yapımı filmi hakkında çok şey duymuştuk ama sinemalara bir türlü gelmediği için izlemek nasip olmamıştı. Jim Carrey'yi tuvalet komedisi içeren filmlerinden tanıyanlar kazara Sil Baştan'a gidip beklediklerini bulamayabilirler. Onun Truman Show -ki harika bir filmdir- gibi filmlerini bilenleri bu film çok da şaşırtmayacaktır. Hele hikayenin, bir senaryo yazarının kitaptan uyarlama yapma sancılarını anlatan "Adaptation"'ın ve John Malkovich'in beynine açılan bir portalı keşfeden bir kuklacıyı anlatan "Being John Malkovich"in de yazarı olan Charlie Kaufman'a ait olduğunu bilenler filmde tam da aradıklarını bulabilirler.
Sil Baştan, Joel ile özgür ruhlu ve biraz da çılgın sevgilisi Clementine'in birbirlerini hafızalarından silmesini anlatıyor. Başta birbirlerini çok seven Joel ve Clem, zaman geçtikçe birbirlerinin damarına basmaya başlamıştır. Joel, söylediği bir söz üzerine evi terk eden Clem'e bir sevgililer günü hediyesi alarak çalıştığı yere gittiğinde, Clem'in kendisine bir yabancı gibi davrandığını ve başka bir sevgili bulduğunu görür. Aslında eline geçmemesi gereken bir belgeden Clem'in kendisini hafızasından sildirdiğini öğrenen Joel'in ızdırabını dindirmesinin tek yolu, aynısını kendisinin de yapmasıdır. Bu amaçla hafıza sildirme kliniğine giden Joel bir gece uyutulacak ve evinde teknisyenler tarafından hafıza silme operasyonuna tabi tutulacaktır. İşlem başlar ama aslında Clem'i çok seven Joel, operasyonun ortasında onu zihninden silmek istemediğine karar verir. Yalnız sorun Joel'in ilacın etkisiyle elini bile kıpırdatamamasıdır.
Sil Baştan, yaşadıklarımız bize sonunda acı da verse aslında yaşanan anların verdiği mutluluğun herşeye değer olduğunu anlatıyor. Joel'in Clem'i beyninde canlı tutmak için uğraşması sırasında yaşadığı "flashback"ler aslında hepimizin geçmişinde utanç ya da acı veren anıların olduğunu gösteriyor.
Film Jim Carrey filmi olunca komik unsurlar da barındırıyor tabii. Teknisyen Mark Ruffalo ve kliniğin resepsiyonisti Kirsten Dunst'ın, Joel kafasında bir miğfer ile yatakta bilinçsiz yatarken tepesinde donla dans etmeleri, viski içip buzdolabından aldıkları sandviçleri mideye indirmeleri çok komik.
Joel'in hatıralarını çalarak Clem'e kur yapan Patrick (Elijah Wood) insanı tiksindiriyor. Demek Elihaj Wood, bebek yüzlü imajından kurtulup karakter rollerini oynamaya hevesli.
Filmin hikayesi ve anlattıkları son derece orijinal ama tabii bu hikayeden 2 saatlik bir film çıkarmak kolay değil. O yüzden Joel'in beyninin içinde geçen sahneler özellikle filmin ilk yarısında biraz uzatılmış gibi geliyor. İkinci yarı daha iyi olmuş. Sanki eksik olan birşeyler var ve biraz daha uğraşılsa daha iyi bir film olabilirmiş gibi ama orijinal hikaye bulamadıkları için yeniden çevrimlerden medet uman film endütrisi için taze bir nefes yine de.
Bu arada filmin ismi Alexander Pope'un bir
şiirinden alıntı imiş.
How happy is the blameless vestal's lot!
The world forgetting, by the world forgot.
Eternal sunshine of the spotless mind!
X-Men 3: Son Direniş
X-Men serisinin son filmi olduğu iddia edilen Son Direniş, mutantların tedavisi için geliştirilen bir aşının yarattığı kutuplaşmayı anlatıyor. Diğer mutantların güçlerini (ya da özelliklerini diyelim) etkisiz kılma özelliğine sahip bir mutant çocuğun DNA'sından elde edilen bu aşı, ABD hükümeti tarafından yalnızca isteyen mutantlara uygulanacaktır. X2'nin sonunda Charles Xavier'in ekibi sayesinde mutantlarla uzlaşmaya giden hükümet, Mutant İşleri Bakanlığı'nın başına da mavi renkli mutant Beast'i (Fraiser'dan tanıdığımız Kelsey Grammer) getirmiş. Tabii Magneto ve etrafına topladığı mutantlar bu ilacın mutant ırkını yok etmeyi amaçladığını düşünerek eyleme geçiyorlar. Yakalanmış olan Mystique'i transfer eden kamyona saldıran Magneto ve arkadaşları, bir polisin silahından çıkan aşıya hedef olunca Magneto'nun taraftarları arttığı gibi Beast de ne düşüneceğini bilemiyor. Zaten mutantların bir kısmı kendilerinin tedaviye ihtiyacı olmadığını (Burada eşcincelliğin tedavisi fikrine bir gönderme var tabii) düşünüyor.
Bu arada ikinci filmin sonunda ölen Jean'in yasını hala tutan Cyclops, bir gün göl kenarına gittiğinde Jean ile daha doğrusu Jean'in son derece güçlü bir mutant olan alt benliği Phoenix ile karşılaşıyor. Yıllar önce Jean'in tehlikeli tarafını fark eden Xavier, bunu kontrol altına almış ama şimdi bu benlik tehlikeli şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır.
Filmin konusunu çok fazla ele vermeden şunu söyleyeyim: Tanıdığımız bir çok karakter ölüyor ya da etkisiz hale geliyor. Sevgilisine dokunduğunda onu öldürecek özelliğe sahip Rogue'un aşıdan faydalanmak istediğini söyleyebiliriz sadece.
Filmdeki sorun bir sürü karakterin girip çıkması ve hiç birine yeterince zaman ayrılamaması. Benim gibi çizgi romana aşina olmayan kişiler bazı X adamları tanımayacaktır bile. Örneğin dokunduğunu metale dönüştüren adam. Ayrıca bir çok karakter hep saha kenarında kalıyor. Mystique, Rogue, beyaz kanatlarıyla çok güzel görünen Angel. Bunların varlıklarıyla yoklukları belli değil.
Sonra her süper kahraman hikayesinde olduğu gibi bir kahramanın çok fazla gücü olunca ister istemez mantıksal tutarsızlıklar meydana geliyor. Phoenix o kadar güçlüyken filmdeki pek çok sahneye gerek kalmaz. Ayrıca Magneto'nun Golden Gate köprüsü'nü koparıp Alcatraz adasına bağlaması da çok abartıydı.
Diğer filmlerde son derece silik olan Storm karakterini bu filmde canlandırmayı kabul etmek için karakterine daha fazla yer verilmesini isteyen Halle Berry'nin bu filmde de pek dikkat çekici olduğu söylenemez.
Filmin sonunda, yazılar geçerken sabırla bekleyenler için bir de sürpriz var.