Aşk ve Gurur
Jane Austen'ın neredeyse 200 yıldır büyük bir beğeniyle okunan eseri "Pride and Prejudice"'i(aslında "Gurur ve Önyargı" diye tercüme edilir ama yıllar önce "Aşk ve Gurur denmiş" biz de öyle dedik) ben de en az dört kez okudum. Televizyon için yapılan değişik uyarlamaları ve özellikle BBC'nin 1995 yapımı mini dizisini defalarca izledim. Romanın yeni bir uyarlaması yapılacağını duyunca dizinin pek çok hayranı gibi Colin Firth'in Mr Darcy'sini kimsenin daha iyi oynayamayacağını düşündüm.Filmi benden önce izleyen bazı arkadaşlar filmden sıkıldıklarını, neredeyse ezbere bildikleri konunun tekrarının o kadar zevk vermediğini söylemişlerdi. İyi ki filme bu "önyargı" ile gitmemişim.
Daha açılış sahnesinden filmin diziden farklı olacağı belliydi. Çok iyi bir prodüksiyonun ürünü olan dizi tabii ki romana daha sadıktı ama aynı zamanda steril bir görüntüsü vardı. Gerçi Jane Austen'ın hiçbir zaman Longbourne'un arka bahçesinde çamurlar içerisinde oynayan kazlardan ya da domuzlardan bahsetmesi veya evin mutfağını tasvir etmesi beklenemez. O yüzden romana sadık kalan dizi de İngiliz taşrasının yalnızca ön yüzünü gösteriyordu. Lizzy'nin çamur içerisinde birkaç mil yürüdüğü sahne hariç.
Film çok daha gerçekçi: Assembly Hall'daki halka açık dans o kadar gerçekçi ve enerjik ki neredeyse insanların ter kokularını duyabilirsiniz. Sonra yemek sahnelerinde masa örtüsünün üzerindeki ekmek kırıntıları, Elizabeth'in mutfakta çekilen sahnesi, evin eskimiş çerçeveleri...
Film İngiliz taşrasını da bütün güzelliği ile gösteriyor. Lizzy'yi zaman zaman yeşil yosunlarla kaplanmış dev bir çınarın altında, zaman zaman sarp bir kayalığın en ucunda (biraz da tehlikeli bir durumda) görüyoruz.
Filmde tanıdık olduğumuz karakterlerin çoğu var ama bazıları atlanmış. Örneğin Mr Bingley'in evli olan kızkardeşi ve onun eşi, Lizzy'nin "akıllı olmayan" teyzesi vs yok. Ama zaten onlara gerek de yok çünkü iki saatlik bir filmde gösterilmeye değer bir katkıları yok hikayeye.
Lizzy'nin annesi tam da olması gerektiği gibi dırdırcı ve patavatsız. Babası (Donald Sutherland) evde dördü aptal altı kadınla bir arada yaşamanın yolunu kütüphanesine çekilip kitap okumakta bulmuş. Baba ölünce mirasının kalacağı uzak akraba ve din adamı Mr. Collins dizideki kadar sürüngen görünmedi gözüme. Sanki biraz daha sinsiydi. Dizideki katıksız salaktı. Mr Wickham'ı hiç beğenmedim. Orlando Bloom gibi bir adamdı. Onu da çok silik buluyorum zaten ama bu adam baston yutmuş gibi donuk bir tip. Hiç de Lizzy'nin dikkatini çekecek biri gibi durmuyor. Lady Catherine de Bourgh'ü oynayan Judie Dench o yaşta harika görünüyor.
Mr Bingley sanırım dizidekinden daha iyiydi. Belki daha genç olduğundandır. Jane Bennet ise en azından daha güzel olduğu için daha uygundu role.
Gelelim baş karakterlere: Keira Knightley'i zaten Karayip Korsanları ve Aşk Her Yerde filmlerinde beğenmiştim. P&P için biraz fazla zayıf aslında ama Elizabeth rolüne çok yakışmış. Mr Darcy'yi ilk gördüğü sahnede Natalie Portman'a o kadar çok benziyor ki Yıldız Savaşları'nda Prenses Amidala'nın "decoy" unu oynamasına şaşırmadım.
Ve tabii ki Mr Darcy'yi oynayan Matthew MacFadyen. Onu BBC dizisi "The Way We Live Now"da sefih ve işe yaramaz Felix olarak izlemiştim o yüzden bu role seçilmesine şüpheyle baktım ama Mr Darcy rolünde birşey var sanırım. Biraz eli yüzü düzgün ve iyi bir erkek oyuncu oynadıktan sonra Darcy'nin "genç kızların yüreğini hoplatması" işten bile değil. Colin Firth Regency kostümleri içinde ve favorilerle çok yakışıklı görünüyordu, MacFadyen de filmdeki uzun saçlarıyla çok daha etkileyici. Firth'ten biraz daha farklı oynamış rolü. Firth sanki biraz daha uzak ve soğuktu. MacFadyen'da biraz daha duyarlılık gördüm sanki. Lizzy'ye daha ilk gördüğünde kaçamak bakışlar atması, arabaya bindirirken elini tutması, yağmur altında evlenme teklif ettiği sahne... Hani derler ya iki oyuncunun "kimyası tam tutmuş."
Filmde eleştirebileceğim bazı yönler de var: Birincisi Elizabeth sanki biraz fazla kıkırdıyor. Sonra bazı "modern" espriler var. Örneğin Mr Collins'in vaaz sırasında "intercourse" deyişi. Bana biraz "Dört Nikah Bir Cenaze" de Rowan Atkinson'ın "Holy Goat" deyişini hatırlattı. Bir başka nokta da Mr Darcy'nin mektubu vermek için Lizzy'nin odasına gelmesi. O zamanlar böyle birşeyin olması mümkün değildi. Ama bunlar ufak şeyler ve sadece Jane Austen "pürist"leri kafaya takar bunları.
Hasılı vel kelam Aşk ve Gurur'u çok beğendim. İnsanın içini ısıtan, coşku veren bir film. Kadınlar zaten sever ama erkeklerin de beğeneceği bir film olduğunu düşünüyorum. Hatta Mehmet dizisinden daha çok beğenmiş. Dönem dramları sevenlere özellikle tavsiye ederim.

