Friday, December 16, 2005

Yeniden

Dayanamadım açtım yine blogu. Geçen hafta arkadaşlarla "Babam ve Oğlum" adlı filme gittik. Film üzerine birşeyler yazmazsam dayanamayacağım.

Eşkıya'dan beri Türk filmine gitmemiştim. Televizyonda yayınlananların da hemen hiçbirini sonuna kadar izleyememişimdir. O zamanlar sinemaya bakışım farklıydı ama yine de Eşkıya'yı izleyince hayal kırıklığına uğramıştım. O yüzden hiç Türk filmine gitmiyordum.

Arkadaşların ısrarı üzerine gittim Babam ve Oğlum'a. Herkes ne kadar ağladığından, son yılların en iyi Türk filmi (hatta en iyi filmi) olduğundan bahsediyordu. Açıkçası ben bundan şüpheliydim giderken.

Nitekim şüphelerim haklı çıktı: İlk sahnelerden itibaren nefret ettim filmden. Bir film bu kadar mı duygu sömürüsü yapar? Bu kadar mı klişeyi arka arkaya sıralar? Yönetmen biliyor tabii Türk milletinin yaralı ve aşırı duygusal olduğunu. Formülü çok güzel uygulamış.

Hastaneye yetişemediği için parkta doğum yapmak zorunda kalan ve kan kaybından ölen bir kadını görünce kim ağlamaz ki? İlle de çocuğun annesi doğumda ölecek idiyse göstermeseydin be Çağan Irmak. Madem filmde çocuğu konuşturuyorsun, çocuk anlatıverirdi babasından -ya da her kimdense - duyduğu, annesinin ölüm ve kendisinin doğum hikayesini. Sonra Fikret Kuşkan'ın kendisine "Kaza mı oldu" diye soran askere verdiği cevap ne kadar yapay? Hele askerin "darbe oldu" demesi. Ben ihtilalde 6 yaşındaydım ve adım gibi biliyorum o zaman biz "darbe" lafını bilmiyorduk. Asker olsa olsa "ihtilal oldu" der.

Sonra kahramanımızın işkence gördüğünü anladığımız açılış sahneleri geliyor. Bana biraz son James Bond'da Pierce Brosnan'ın hapiste işkence görüşünü hatırlattı ama önemli değil, bunda eleştirilecek birşey yok. Sonra kendisine babası işteyken baktığını anladığımız Fatma Hanım'ı görüyoruz. Fatma Hanım'ın repliği çok fazla. Herhalde Deniz'in (küçük çocuk) anneannesinin neden ona bakmadığını öğrenmemiz için Fatma Hanım'ın bu kadar çok konuşması gerekiyor. Ama filmin sonunda -yine gereksiz yere- bir kez daha görünecek biri için Fatma Hanım çok konuşuyor. Herhalde yönetmen Alice/Aliş esprisini yapmak için bu sahneleri çekmiş.

Sonra kahramanımız Sadık oğlunu alıp 17 yıl önce bir daha dönmemek üzere ayrıldığı baba evine dönüyor. Bu arada sürekli oğlu Deniz'in hayal gücüne şahit oluyoruz. Deniz trene binen polisleri kovboy olarak hayal ediyor; çekindiği büyükbabasını ise korsan. Yalnız ben anlamadım: Hikayeyi Deniz'in gözünden mi görüyoruz, babasının gözünden mi? İsmi "Babam ve Oğlum" olduğuna göre babasının gözünden olmalı. Yönetmen bizim Türk milletinin büyümüş de küçülmüş çocuk sevgisini bildiğinden bu saçma sapan sahneleri koymuş filme. Sanki biraz da kostümlü, makyajlı birşeyler çekmek istemiş. Yoksa dedesinin beslediğini söylediği köpeği dört ayak üzerinde köpek gibi yürüyüp dedesinin elinden yal yiyen bir insan olarak hayal ettiği sahneyi nasıl açıklayabiliriz?

Sadık baba evine dönünce, ailesinin ekzantrik karakterleri ile karşılaşıyoruz. Salak denecek saflıkta abisi, cırtlak yengesi, aksi teyzesi... Hele bir akşam yemeği sahnesi var. Aile fertlerinin birer birer sahneye çıkıp tuhaflıklarını sergilemelerinden sanhe bir türlü bitmiyor. Hümeyra, teyze ve abinin çizdikleri abartılı karakterler insanı çileden çıkarıyor.

İlk yarı bittiğinde sıkıntıdan patlamak üzereydim ama Sadık'ın öksürmesi bir iki kez tekrarlanınca Sadık'ın neden aniden baba evine döndüğünü, ikinci yarıda ne olacağını tahmin etmek zor olmuyor. İkinci yarıda aniden dede, toruna karşı yumuşuyor. Deniz'in babasının kendisi istemediğini düşündüğünü, babasının bunu özellikle yaptığını öğreniyoruz. İyi de adam çocuğa bunu hissettirecek ne yapıyor? "Git, yerine yat" dedi diye mi öyle düşünüyor Deniz? Sonra filmin aslında hiç de değinemediği siyasi mesele, Sadık ve eski arkadaşlarının katıldığı bir yemekte yeniden gündeme geliyor. Çağan Irmak filme neden 12 Eylül'ü temel almış anlamadım. Eğer politik sebeplerin aile arasına girmesini anlatmak istediyse iyi anlatamamış. Baba-oğul ilişkisi anlatacak idiyse bunu siyasi fon kullanmaksızın da yapabilirdi.

Filmin sonunda güya duygu sömürüsü yapmamak için bir ölüm sahnesi atlanıyor ve cenaze sonrası olanları görüyoruz. Çetin Tekindor için herkes çok iyi oyuncu demiş. Bence sırf o sahneyi çekerken "Yahu bu kadar da sömürmeyelim milleti" demediği için Çetin Tekindor hiç de iyi bir oyuncu değil. Ben onun yerinde olsam o, vıcık vıcık duygusallık taşıyan sahneyi oynamam. Yönetmenin filmi bir türlü bitirememesi çok da problem değil. Ondan çok daha büyük yönetmenler de bazen bitiremiyor ama Çağan Irmak'ın sebebi farklı. Hala ağlamayan kaldıysa ağlatması lazım. Babasının çocukluk görüntülerini eski bir filmden izledikleri sahnede herkesin filmi ilk kez görüyormuş gibi ağzı açık bakmaları çok gülünçtü.

Filmin müzikleri iyi denmiş. Bence müzik kullanımı da berbattı. Ne zaman insanların ağlaması gerekse dramatik bir müzik konmuş. Sadık'ın babasının holde belirdiği ana da korku filmi müziği atmışlar. Gülesim geldi.

Bir sahnedeki kamera hareketini millet çok beğenmiş. Kitaptaki en ucuz numarayı seçmiş yönetmen.

Planlarını beğendim. Hümeyra'nın traktör kullandığı sahneler güzeldi. Ama planlar filmi iyi yapmaya yetmiyor. Odak noktası kayıp, bakış açısı belirsiz, diyalogları çoğu yerde anlamsız ve tekrarlı, kimi yerde de fazla tumturuklu ve yapay ("yabancılaşma" kelimesi 1986'da var mıydı acaba, ya da Ege'de "çocuk kitabı" yerine "küçük oğlan kitabı" mı denir), müzik kullanımı kötü, çok övülen şiveler insanın kulağını tırmalayacak derece sahte olunca ve yönetmen anlatacağını anlatmak için bir filmin 120 dakikasını dolduracak konu bulamayınca (toplam 20 dakikada özetlenebilecek bir film) ne yaparsanız yapın olmuyor.

Filmle ilgili olarak Alin Taşçıyan'ın yazısını okudum da Beyaz Perde programında bundan 10 kat iyi Hollywood filmleri yerden yere vurması aklıma geldi. Eleştirisinde hem tefine hem kasnağına vurmuş. Filmin kusurları var ama gözyaşlarınıza değer demiş. Kusurları açıklamamış. Herhalde filme iyi derse eleştirmenlik başarısına gölge düşüreceğini düşünmüş ama kötü de diyememiş çünkü yönetmenle yarın bir yerde karşılaşır yüzüne bakamaz belki. Eşki sözlük'te 132 no'lu entry'deki arkadaşın söylediğini ben de Mehmet'e söylemiştim: Alin Taşçıyan'a bu filmi ömrü boyunca izleme cezası vermeli. Çağan Irmak'a da araları yıllardır kötü Ebeveyn-Evlat-Torun hikayesi nasıl yapılır görmesi için Henry-Jane Fonda ve Katharine Hepburn'lu On Golden Pond - Altın Göl'ü izlemesini tavsiye ediyorum.

Bu arada bir kez daha Uzak'ı izlemediğim için utandığımı söylemeliyim.